İlim ve Fikri Araştırmaları Merkezi, Samsun - Türkiye

YAYINLAR

Tüm Yayınlar

PEYGAMBER ÜNİVERSİTESİ’NİN KADIN ÖĞRETMENLERİ

PEYGAMBER ÜNİVERSİTESİ’NİN KADIN ÖĞRETMENLERİ

    Kadınlar da erkek sahabiler gibi Allah Rasûlü’nün öğrencisiydi. O'nu dinledi; O'nu esas alıp örflerini, adetlerini terk etti ya da değiştirdi. Kadınlar, hayatı O'nun talimatlarına göre tayin etti. Onunla yeniden var oldu, dünyalarını O'nun değerleriyle inşa etti.

    Allah Rasûlü, kadın öğrencilerine hayatın merkezi olarak evlerini gösterdi. Kur'an-ı Hakîm de onlara farklı vurgularla aynı hakikati söyledi: “Evlerinizde İslâm kadını olmanın vakarıyla durun.” (Ahzâb: 33) Buna göre okuyup öğretmen, doktor, muallime, edibe, şaire olabilecek fakat bütün bu olurlar içerisinde asıl anne olacak; evdeki vazifeyi asli görev, hariçtekini ise izâfî kabul edeceklerdi. Yani annelik vazifesini hakkıyla îfa edebilmek için okuyacaklardı.

Muasır Kadının İmanî ve Amelî Duruşu

     Şu üç husus; sahabe kadınların esas vazifelerinin ne olduğunu, niçin okuyup neden hicret ettiklerini ve karşılaştıkları problemleri nasıl aştıklarını göstermesi açısından önemlidir. Zira muasır problemlerin şahsiyeti yanında imanî ve amelî duruşunu da tahrip ettiği çağdaş kadının yeniden İslam’a dönüşü, Allah Rasûlü’nün kadın öğrencilerini tanıması ve onlara ittiba etmesi ile mümkün olacaktır. 

I. İslâm Kadını'nın İctimâî Mevkisi

     İslâm kadını niçin okuyacak ve hayatın hangi şubelerinde rol alacak? Mevzu hala en önemli konulardan biri olma özelliğini korumaktadır. Meselenin çözümü ise Allah Rasûlü’nün kadın öğrencilerine ne tür görevler verdiği ve onları nerelerde görmek istediği bahsinde mevcuttur.

      Efendimiz Bedir’e gitmeye hazırlanırken âlime kadın Ümm-ü Varaka (radıyallahu anha) gelir ve şöyle bir ricada bulunur: “Yâ Rasûlallah! Lev ezinte lî fe ğazevtu ma‘aküm… Müsade buyursanız da Bedir’de sizinle cihad edip hastalarınızı, yaralılarınızı tedavi etsem; Belki Allah Azze ve Celle beni şehâdetle şereflendirir.” (İbn Hacer, el-Isâbe, VIII, 489).

Evde Şehâdet

    Ümm-ü Varaka o ana kadar evinde kadınlara İslâm’ı anlatır, Medine’deki çocuklara da Kur’an-ı Kerîm öğretirdi. Allah Rasûlü de zaman zaman onun medrese hükmünde olan evini ziyaret eder, ona hayır duada bulunurdu.

    Efendimiz hem mahremiyet sebebiyle hem de muallime olması hasebiyle Ümm-ü Varaka’nın cihada katılmasına sıcak bakmadı fakat ona, istediği şehâdete evinde nâil olacağını müjdeledi (İbn Hacer, el-Isâbe, VIII, 489). Her ne kadar Ümm-ü Varaka (radiyallahu anha) Allah Rasûlü’ne, “Ben doktorum, Bedir’de hem cihad etmek hem İslâm ordusunun yaralarını sarmak, bu yolda ter dökmek sonra da şehid olmak istiyorum.” dese de Allah Rasûlü kadının evdeki konumunun Bedir’deki mevziler kadar önemli olduğunu söyledi: “Yâ Ümm-e Varaka! Uk‘udî fî beytiki… Evinde kal Ey Ümm-ü Varaka! Şüphesiz ki Allah Azze ve Celle arzuladığın şehâdeti sana evinde nasip edecek.”

     Ümm-ü Varaka (radiyallahu anha) bu muhavereden sonra Bedir’e gitmekten vazgeçer ve evine döner. Kısa zamanda evi büyük bir İslâm Okulu haline gelir. Yıllarca o evde Müslümanlar'ın çocuklarına Allah’ın ayetlerini, Rasûlü’nün sünnetini öğretir. İslâm kadınları da Ümm-ü Varaka’nın evinde toplanır, İslâm’ın ne olduğunu ve nasıl yaşanacağını ondan alır.

     Ümm-ü Varaka yıllarca gündüz ders verdi, gece sabahlara kadar Kur’an-ı Kerîm okudu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) Medine’de bir sabah sahabeye, “Allah’a yemin olsun ki dün gece teyzem Ümm-ü Varaka’nın Kur’an-ı Kerîm kıraatini duyamadım.” buyurdu. Hz. Ömer vakit kaybetmeden Ümmü Varaka’nın evine gitti, içeri girince onu bir köşede şehid edilmiş halde buldu. Hâdise üzerine Hz. Ömer (radıyallahu anh), Allah Rasûlü’nün yıllar önce bildirdiği şehâdet haberini kasdederek: “Sadakallahu ve rasûlüh/Allah ve Rasûlü doğru söyledi.” buyurdu.

Her Ev Bir İslâm Okulu

      Medine’de evler aynı zamanda Allah Rasûlü’nün kadın öğrencilerinin okuluydu. Orada erdi orada oldu orada yavrularını bir Müslüman olarak hayata hazırladılar. Bu yüzden Efendimiz Ümm-ü Varaka’nın şahsında tüm İslâm kadınlarına, evlerini hizmet üssü olarak görüp medreseye dönüştürmeyi telkin etti.

       Ümm-ü Varaka zamanında da kadınları istikametten alıkoyacak meşguliyetler vardı. Nitekim Bizans ve Kisra hikayeleri okumaları ya da şiir dinletileri, kadınlar arasında revaçtaydı. Bir mecliste bir kadın hikaye okur diğerleri de sabaha kadar onu dinlerdi. Fakat Allah Rasûlü’nün kadın öğrencileri toplumun dönüşümünde aktif olarak görev aldı, hikaye ve şiire karşı Kur’an okudu/okuttu, Allah Râsûlü’nü anlattı.

    II. Allah Rızası'nı Tahsil

       Allah Rasûlü’nün kadın öğrencileri, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil uğruna hiçbir siyasi ve ictimaî güvence olmadan bir şehirden diğerine hicret etti, uluslararası arenada görev aldı.

     Esma binti Umeys, eşi Cafer’le birlikte (radiyallahu anhuma) Mekke’den Habeşistan’a hicret edip yıllarca orada kaldı, İslâm’ı tebliğ etti. Daha sonra eşi ve diğer muhacirlerle (Yemenlilerle birlikte) Medine’ye döndü. Allah Rasûlü’nün eşlerinden Hz. Ömer’in de kızı olan Hz. Hafsa’yı ziyareti sırasında Ömer (radiyallahu anh) eve geldi ve Hz. Hafsa’ya yanındaki misafirin kim olduğunu sordu. Hz. Hafsa da, “Esma binti Umeys” cevabını verdi. Hz. Ömer, Esma’ya hitaben: “Sebaknaküm bi’l-Hicra/Biz sizden önce hicret ettik, dolayısıyla Allah Rasûlü’ne sizden daha yakınız.” dedi. Bu şekilde bir kıymet, yıllar önce hicretin zor olanına katlanan Esma’ya (radıyallahu anha) ağır geldi. Çünkü o ve diğer Habeşistan muhacirleri İslâm’ı yaşayabilecekleri iklimler bulabilmek için hicret etmişlerdi. Gayeleri Allah Rasûlü’ne mânen yakın olmaktı. Bu yüzden Hz. Ömer’in ifadesi onu derinden sarstı. Ona, “Kuntüm me‘a rasâlillah yud‘imu cai‘ekum ve ye‘ızu cahilekum /Siz Peygamberle birlikte kaldınız, O aç olanınızı doyurdu, cahilinize nasihat etti. Bizse Hz. Muhammed’in davasını anlatabilmek için gittiğimiz Habeşistan’da ezaya muhatap olduk, zulüm gördük, aç kaldık. Hakikat bu minvalde iken nasıl olurda siz Hz. Muhammed’e bizden daha yakın olabilirsiniz?’’ dedi.

      Hz. Esma, Hz. Hafsa’nın evinden ayrılır ayrılmaz hadiseyi arz etmek üzere Efendimiz’in yanına gider ve şunları söyler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bütün bu acılara ben sana daha yakın olabilmek, seni anlatıp birisini seninle kurtarabilmek için katlandım. Şimdi Medine’de gölgenizde yaşayanlar, size bizden daha yakın olduklarını söylüyorlar.” Efendimiz: “Lehu ve li ashabihi hicretun vahide, velekum entüm ehle’s sefineti hicretân /Ömer ve arkadaşları için bir, siz gemi ashabı için ise iki hicret sevabı var.” buyurdu.

Özgür Olmak İçin Okumak

     Allah Rasûlü, Hz. Esma’nın amelini kıymetlendirirken ona iki hicretin ecrine muhatap olduğunu söyledi. Neden onun için iki hicretin ecri var? Çünkü Esma ve muhacire, İslam kadınları farklı iklimlerde mabed evler kurmak için vatan cüda olmuştu. Nâiliyet kesbeden amel, niyetle doğru orantılıdır.

    Cemiyetin farklı şubelerinde daha özgür yaşamak için okuyan; öğretmen, doktor, mühendis olan kadın tabi ki aynı mazhariyete nâil olamayacaktır. Hâdise, kültür-fizik olsun diye namazdaki şekilleri yerine getirenle bizzat ibadet olarak onu eda eden arasındaki fark kadar derindir.

 III. Kazanınca Sevinmeyen Kaybedince Üzülmeyen

    Her Müslüman gibi İslâm kadını da kazanınca sevinmeyen, kaybedince üzülmeyendir. O, semadan musibet yağdığı anlarda Rabbi’nin kendisine şah damarından daha yakın olduğunu hisseder ve teselliyi, “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” da bulur.

    Allah Rasûlü’nün şaire öğrencilerinden Hz. Hansa bintü Amr’a (radiyallahu anha) Kadisiyye’de dört oğlunun şehid olduğu haberi ulaştığında yıkılmamış, Allah’a hamd etmişti: “Elhamdülillahillezî şerrefeni bikatlihim… /Yavrularımın şehadetiyle beni şereflendiren Allah’a hamd olsun. Rabbimden beni onlarla Cennetinde buluşturmasını ümit ediyorum.” (İbn Hacer, el-Isâbe, VIII, 112).

     Hz. Hansa bir anda dört oğlunun şehâdet haberine muhatap oldu fakat yıkılmadı. Çünkü O, mutlak kazancın cennette olduğuna inanmıştı. Bu yüzden ahiret hesabına kazanç teşkil edecek bir dünya kaybını hamd vesilesi olarak telakki etti.

 Muvazene

     Dünya ve ahiret muvazenesini yitiren çağımız kadını, her nevi başarısızlıkta ya da musibette kendini psikiyatrist desteğine mahkûm hissediyor. Çünkü aile ve okul ona sadece dünyayı anlattı ve bu yüzden o da dünyalık bir şey kazandığında sevindi, kaybettiğinde üzüldü. Amel-i Sâlih'e, bir seminer programından alınan belge kadar önem vermedi. Bir mesleğe giriş sınavını kaybettiğinde hayatın bittiğini düşünecek kadar karamsar oldu. Dengesi bozuldu. Sonra ebeveyni yollara düştü, doktor doktor dolaştı fakat kıymet ölçüsü müstakîm olmadığından çare bulamadı.

        Allah Rasûlü’nün kadın öğrencileri ise Efendimiz’e uydular; âlime, edibe, zâhide, âbide oldular. Senaryoları değil, Hz. Muhammed’e inen kitabı ve O'nun sünnetini okudular. Ümm-ü Varaka gibi evlerini mabed ve medrese yaptılar. Hariçte görev almak zorunda kaldığında ise bundan istinkâf etmediler, Esma gibi Habeşistan’a gittiler. Orada da kadın kimliğiyle mahremiyeti muhafaza ederek insanları okutup irşad ettiler.

       Bir şehirden diğerine okuyup memur olmak, sonrada parayla eşine karşı hürriyetini kazanmak (!) için giden, kaybedince yıkılan, psikiyatrist kapılarında çare arayan kadını değil; Ümm-ü Varaka gibi evini İslâm okuluna dönüştüren, Esma gibi Allah ve Rasûl davasını tebliğ etmek için muhacire olan-okuyan, Hansa gibi dört oğlunun şehâdet haberini alınca İslâm’a sadakat göstermenin süruruyla hamd eden büyük İslâm kadınının dönüşünü bekliyoruz.

Ahmet AÇIKGÖZ - Hüküm Dergisi - Nisan 2013

DİĞER FOTOĞRAFLAR

DİĞER HABERLER